Makroya Başlangıç: Kişisel Yolculuk
Fotoğrafla tanışmadan çok öncesi
İlkokul yılları… Köy hayatı. Doğayla sadece tanışma değil ileri derecede samimi olduğum zamanlar. Yaşadığım ev köyün de dışında. Neredeyse ormanla iç içe. Günlük rutin olarak civardaki bütün iri taşlar tersyüz edilir, ağaç kesiminden gelip istiflenmiş tomruklar yuvarlanır, altlarında yeni bir şey var mı bakılır. İyice çürümeye yüz tutmuş kütüklerin içlerinde iyice tombullaşmış geyik böceği ve gergedan böceği larvaları aranır. Taze çiğnenmiş bir sakızdan küçük bir parça koparılıp bir ipin ucuna yapıştırılır ve topraktaki deliklerin içine olta misali sallandırılır. Sakızı av sanan kocaman bir kurt örümceği (o zamanlar ismini bilmezdik) balık gibi tutularak yuvadan çıkarılır ve ısırılmamaya gayret edilerek incelenir.
Ortaokul yılları… Yazları her sabah elimizde not defterleri bahçe baştan sona taranır. Komik isimler verdiğimiz türlere ait yeni gelen, yeni yuva yapanlar varsa çizdiğimiz krokide yeri işaretlenir. Davranışları not alınıp görünümleri çizilir. Peygamberdeveleri ve örümcekler şişmanlatılır… Evdeki akvaryum bir gün gizlice boşaltılıp içine taş toprak doldurulur. Tespih böcekleri, örümcekler, karafatmalar içine bırakılır. İlerleyen günlerde beslenir ve davranışları izlenir… Günlerce para biriktirilip alınan dürbün tesadüfen keşfedilen şekilde ters kullanılarak* (O dürbün ilk ters lens denememdir :) çok yakın mesafede çok iyi büyütür, deneyin)* ve de aynı şekilde bin bir zahmet ve hevesle alınan amatör mikroskopla sinek kanatları, göletten gelen terliksi hayvanlar vs. gözlenir ve çizimleri yapılır… Sayısız ısırık ve sokma ile mevsim kapatılır.
Sonra biraz! boşluk girdi araya :) Lise, üniversite, iş hayatı, evlilik. Bu noktaya kadar elime fotoğraf makinesi almamıştım.
Kompakt dijital makina ile makro - Canon A85

Makro fotoğraf çekimine başlangıç benim için o Canon A85 sayesinde oldu.
SLR-Like - Canon SX10 IS
2009 yılı, A85’imin bozulması ve kızımın doğumu aynı döneme denk geldi. İş bebek olunca birçok şeyle birlikte hemen yeni bir fotoğraf makinası araştırması başladı. Kompakt’ların taşınabilirliği, Canon’un da canlı fotoğrafları hoşuma gittiğinden yine bir Canon kompakt gövde alma yoluna gittim. Makro çekim yaparken daha da yakına sokulmak istediğimden 0cm’e netleme yapabilen yeni bir şey aradım. İşi biraz daha ile götürüp SLR-Like diye anılan modeller arasında bolca zoom özellikli olanlara yöneldim. Hedefim Canon SX10 IS oldu. 10mp sensör ve 28mm-560mm aralığında çalışan benim bakış açıma göre mucizevi lensi ile makro dışında kuş da çekebileceğimi müjdeliyordu. (Sensör boyutu mu? O da ne?)
Etkileyici görünüyor değil mi? Ben de öyle sanmıştım. Geniş aralıklı zoom lenslerde ışığın sensöre ulaşana kadar karmaşık tasarımlı, baklava gibi kat kat cam katmanları arasında kendisine yol arayıp, diyafram aralığının da mercimek boyutlarına ineceğinden haberim yoktu. Meğer mucize beklemişim, kuş falan çekemedim.
Yanlış model tercih etmiştim.
Bir süre mücadele edip inatla o makinayı kullandım. Hatta “tele açılarda makro”!? denemeleri bazen hoşuma bile gitti. Bir kelebeği korkutmadan 3m uzaktan çekebiliyor, arka planda güzel bokeh alabiliyordum. (Bokeh derken?)
Çok kötü bir makina değildi belki. Fazla zoom yapmazsam, dış mekanda, bol ışıklı bir havada istediğimi yakalıyordum. Ama asıl amaç olan minik papatyamızın büyümesini belgeleme işinde son derece zayıf kalıyordu. Çok sevdiğim doğal ışığı kullanamıyordum. İç mekan çekimlerde ISO 400 bile kullanamaz, kızımın yüzüne flaş patlatmadan çekim yapamaz oldum.* (Biri ISO mu dedi? O ne?)*
Beklentim daha yüksekti, makineyi elimden çıkardım. Alan arkadaşa da loş ışıkta çekim yapacaksa başka bir şey almasını önerdim.
DSLR Fotoğraf Makinası Seçimi
Artık hedef bir SLR fotoğraf makinasıydı. Aynı yıl (2009) K-x ile büyük bir sıçrama yapan Pentax gönlümü çeldi. Sensör boyutunun önemini farketmeye başlamıştım. K-x’in aradığım makine olduğuna karar verdim. 5.31 x 3.98 mm’lik A85 ve 6.17 x 4.55 mm’lik SX10’a karşı 13 kat daha büyük olan 23.6mm x 15.8mm sensör boyutları ve gelişmiş teknolojisi ile SLR dünyasının yepyeni bir deneyim olduğunu daha ilk gün anladım.
Daha uygun bütçeler ile aynı işi yapabilen bir marka olarak Pentax hala beni cezbeder. Uzun yıllar sonra K-x ile çektiğim ve işlemeyi atladığım fotoğraflara bakıyorum da özellikle renkler konusunda gerçekten çok iyi işler çıkarmış.
Artık farklı marka ve modellerde de erişebildiğimiz bir özellik o zamanlar sadece Pentax’larda bulunuyordu ve eşsizdi. Sadece gelişmiş lenslerin üzerinde bulunan SR (shake reduction - titreşim engelleme) mekanizması bir Pentax ile gövde üzerinde geliyordu ve tüm lenslerle çalışıyordu. Böylece eski manual lenslerde bile titreşim engelleme ile ciddi rahatlık elde ediyorduk.
Bu özellik normalde tripod gerektiren koşullarda elde net çekim yapabilmenizi sağlar… Bir dereceye kadar tabi :)
K-x yeni makinam oldu. 18-55 kit lens ile kısa bir süre gönül eğlendirdikten sonra hem yakın çekim hem de portre amaçlı bir makro lens almaya karar verdım. Sonraki 2 sene boyunca dünyaya 90mm açıyla bakmama sebep olacak Tamron lensimi edindim.
Tamron 90mm f2.8 1:1 macro lens makinama adeta yapıştı. Gerçek makronun 1:1 büyütme ile başladığını anlamış oldum. İlerleyen yazılarda Tamron 90’dan bolca söz edip diğer her şeyi onunla kıyaslayacağım.
Kızımın fotoğraflarına gelirsek, onlar da uzun yıllar 90mm. Tamron 90 keskinliği ve açık diyaframda yumuşak arka planı ile aynı zamanda çok iyi bir portre lensi.
Not: SLR bütçesi ayırmak istemeyen ya da elinde hazırda kompakt makinesi bulunan arkadaşlar, makro dünyasına giriş yapmak için kompakt makinaları kullanabilirsiniz. Çoğu kompakt makine çok yakından çekime izin veriyor. Işık sağlarsanız hayli detay sunuyor. Yine de yetmezse bu makinelerle birlikte ileride kapsamlı tanıtacağım Raynox close-up lens ailesini kullanarak makro çalışmalarınızı bir adım ileriye taşıyabilirsiniz.
Makro çekim için bizi kısıtlayan şey hayal gücümüz. Elimizde fotoğraf çeken her ne varsa birkaç küçük parça ekleyerek bunu makro çekebilir hale getirebiliyoruz. Peki tecrübe ve bütçe açısından rahat olan arkadaşlara ne önerebilirim?
Makro fotoğraf yolculuğu
Yazının başlığında makroya başlangıç ve sonrasında kişisel yolculuk diyor. Başlangıcı anlattım ama yolculuk devam ediyor. Tahmin edeceğiniz gibi bazen tam gaz, bazen virajlı bazen de çıkmaz yollara giriyor. Arada kısa ya da uzun soluklu mola ihtiyacı oluyor.
İlerleyen zamanda başta Sony A7 Mark II olmak üzere başka gövdeler ve sayısız lens ile tecrübelerim oldu. Bunların önemli bir kısmını bu web sitesinde yayınladım. Bu sayede fotoğrafa gönül vermiş bir çok kişiyle tanışma fırsatım oldu. Birlikte çekimlere çıktığımızda çok güzel vakit geçirdim.
Belli bir noktada makro fotoğraf adına tam bir doygunluk hissi yaşadım. Fotoğraf adına yaptığım ve yapacağım şeyler kendini tekrar etmeye başladı. Ya da en azından ben öyle olacağını hissettim. Pek de yavaş olmayan bir süreçte fotoğraf makinesi elimden tamamen düştü.
Boş zamanlarımı kaplayan başka hobilerle beraber fotoğraftan tamamen uzaklaştım. Web sitesi de bu kaderi paylaştı ve siteyi yayından kaldırdım.
Fotoğraf çektiğim zamandan daha uzun süren bir hiç fotoğraf çekmediğim zaman yaşadım. Neyse ki belli bir arkadaş grubu olarak ilişkimizi koparmadık. Web sitesini tekrar açmak ve çekimlere dönmek için bana sürekli telkinde bulundular. İşe yaramış olmalı ki tüm içeriği güncelleyip tekrar ele alarak daha da zengin bir web sitesi hedefiyle tekrar başlıyoruz.
Buradan herkese tek tek teşekkür ederim.
Işığınız bol olsun.











